UMURLU EĞİTİM GÖNÜLLÜLERİ SOSYAL DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ - Hata Kabul Etmeyen Meslek Skip to content
Anasayfa arrow Hata Kabul Etmeyen Meslek
Hata Kabul Etmeyen Meslek Yazdır E-Posta

ŞİMDİ OKULLU OLDUK!

(Hata Kabul Etmeyen Meslek)

“Bağbansız gül bahçesi, gül bahçesiz de bağban olmaz.” derler.  Bizim gül bahçemiz okullar, bağbanımız da öğretmenlerimiz. Bu bahçenin en güzel çiçekleri de çocuklar. Onlarsız ne yuva, ne de okul düşünülemez. Onlar bizim geleceğimiz, ömür ağacının tek meyvesi. Onlardır, bizim ardımızdan hayırla yâd edecek veya esefle inleyecek. Kim esefle anılmak ister ki elbette hiç kimse. Sözü dolandırmadan sadede gelelim; evet, hata kabul etmeyen iki meslek vardır, biri doktorluk diğeri öğretmenlik. Gerçi her meslek hata kabul etmez, buradaki hatasızlık, telâfinin mümkün olmamasındandır. Birinin hatasını teneşir, diğerininkini ise, hapishane paklar.

Evet, öğretmenlik hata götürmez bir meslek. Elbette bu mesleğe sahip insanlar da hatasız olmalı, ancak gerçek öyle değil. Bilirsiniz peygamberler hariç her insan hatalıdır. “ Ben ne yapayım? Allah beni hatalı yaratmış.” mazeretine mi sığınalım? Hayır. Hatayı kabul etmek centilmenlik, tekrar etmeden düzeltmeye çalışmak ise, civanmertliktir.

Eğitim sezonunun başladığı şu günlerde -sizden biri olarak- bazı hislerimi paylaşmak isterim. Hele bir düşünün; anne babalar en kıymetli varlıklarını bize emanet etmişler. Tâ ki bizler yetiştirsin diye. Gönül bağlamışlar ve evladının gönlünü ihya etsin diye. Hangi anne baba bu düşüncede değildir ki bence hiç biri. Öyleyse bağlanan umutlar boşa gitmemeli.

Dikkatle bakın teslim edilen emanete; masum gözlerle bakar size. Zira siz model ve rehbersiniz onlara. İşaret ettiğiniz yer yoldur onlar için. Söylediğiniz her söz bir düstur, hele yapıp ettikleriniz onların dünyasında bir kaide. Onunla inşa’ ederler küçük dünyalarını. Siz her şeyin önüne geçersiniz, hatta anne ve babanın bile. Lütfen bana söyleyin hanginiz unuttu öğretmeninin ismini? Hanginiz sildi hayalinden resmini? Adı dilinizde pelesenk, sesi kulaklarınızda küpe, unuttuk mu o günleri? Hayır, unutmadık hatıralar her an taptaze. Madem hal böyle; sizde taht kurun minik kalplere. Sesiniz nağme olsun, en güzel türküyü söylesin o temiz kulaklara. Kalpler sizin için çarpsın kirlenmeden günaha. Güller açsın gönül bahçelerinde ve hiç solmasın. Siz o bahçenin bağbanı olun benim gönül erlerim. Zaten gönül eri olmadan gönül inşa’ edilmez ve yapılmaz bu meslek. Siz, gönül inşa’ eden mimarlar, yıkmadan yapın gönülleri, kırmadan, incitmeden imar edin ince kalpleri. Ne demişler? Akıl unutur kalp, asla. Unutulmayan ve yıkılmayan tahtlar kurun onların sırça saraylarına.

Üç gün uzak kalınca dördüncü gün tütmüyorsa burnunuzda bu güller, lütfen bırakın bağbanlığı; gül kokusunun kıymetini bilenler yapsın.

Merdivenleri teker teker çıkıyorsanız eğer, aşk ve şevkten eser kalmamış demektir sizde. Ayrılırken onlardan yaşarmıyorsa gözpınarları, kurumuş demektir gözler. İzin verin de gelsin gözü nemliler, sulasın kuruyan masum gönülleri; göstersin özlemin ve aşkın ne olduğunu.

Ayrılık vakti geldiğinde okuldan, sızlamıyorsa kalbinizin alt köşesi, bırakın kalbi rikkatle çarpanlar gelsin; onlara anlatsın kalp rikkatini ve gönül inceliğini.

Öğretmek rakam ezberletmek değil, kuru bilgi yüklemek hiç değil. Bilgi, kalbi ihya etmiyor, gönlü rikkatle doldurmuyorsa Kur’an; o bilginin sahibini bir başka varlığa benzetiyor, insana değil. Sistem bizden bunu istiyor kolaycılığına kaçamayız. İçimde ki mantık, kalbimdeki his; hayır bu böyle olamaz, diyor.  Sizce de öyle değil mi?

“Sevginizi vermediğiniz çocuğa bilginizi veremezsiniz.” Ne güzel söylenmiş bir söz. İnsan sarayına gönül kapısından girilmez mi? Ne diye başka kapıların eşiğinde bekleyip dururuz.

Hem siz ne kadar gayret gösterseniz de her çocuk kendi gücü kadar taşır sizin verdiklerinizden. Mevlana; “Siz derya olsanız da herkes kendi kepçesi kadar su alır. Sizin âlimliğiniz karşınızdakinin sizi anladığı kadardır.” Hal böyle iken ne diye çocuklarımızı hipotruma götürürüz. Ama bizden sayısal başarı isteniyor diyebilirsiniz. Şimdi size sorayım sayısal başarı gönül inşa’ eder mi? Sevgi verir mi kalplere? Gül yetişir mi bahçelerde? Anne hatırı yükler mi yüreklere? Saygı öğretir mi hoyratlara? Vatan millet sevgisi yükler mi boş gönüllere? Her şeyden öte; bizi ulaştırır mı Marifetullah’a, oradan da Muhabbetullah’a.

Evet, himmet ve gayret, kalp ve kafa bütünlüğünden hâsıl olur. Biri diğerinden ayrılmaz; marifetle akıl, muhabbetle kalp dolmalı, tâ ki insan Hakk’ı bulmalı. İkisinden bir yok ise, ya taassup doğar ya inkâr. Her ikisi de hem helâket hem de felâkettir bizim ve yavrularımız için.

Siz ışık ordusunun şahsuvarları! Bir elinizde irfan diğer elinizde muhabbet -gönlünüzde demeliydim-  sunun susuz gönüllere; âb-ı hayat olsun pörsümüş kalplere. Yeşersin bahçeler, bağlar. Solmasın yaseminler ve güller. Gülzâra dönsün şu ihtiyar dünya. Koklasın gül kokusuna hasret kalanlar. İnsanlık kavuşsun özlemine; yetişsin İmranlar ve yeşersin umrân. Yetişsin Muhammedî bahçede solmayan güller. Ama bu iş çile ister, emek ister. Razıysan katlanmaya haydi gel birlikte yetiştirelim Bağban’ın güllerini.

Meselenin hissi boyutu ağır bastı. Bunun için affınıza sığınırım. Lütfeder beni aranıza katarsanız kendimi bahtiyar hissederim.

Gönül erlerine selam olsun!

                                                                                     Alaiddin GİRGİN
                                                                                                  Eğitimci-Analist
                                                                                                    30.05.2008
                                                                                        
  Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

Son Güncelleme ( 18 09 2008 )
 

Önceki Makaleler

Tüm Makaleler